6 Atatürk Fotoğrafı ve Hikayesi

atatürk fotoğrafları

Mustafa Kemal Atatürk, hayatının çoğunu cephelerde geçirmiştir ve hayata gözlerini yumana kadar savaşmaya devam etmiştir. Silahlı çatışmaların sona ermesiyle daha büyük bir savaş içine girmiş ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletini, hep ileriye götürmek için cahillikle, yoklukla, yoksullukla savaşmaya başlamıştır. Atatürk’ün fotoğrafları sayesinde onun hayatına biraz daha dahil olabiliyor, biraz daha tanıyabiliyoruz. Her ne kadar atamızı bizzat tanıyamamak üzücü olsa da fotoğrafları, hikayeleri ve bize bıraktıkları sayesinde onu her zaman yanımızda hissediyoruz.

Atatürk Fotoğrafları ile Hikayeleri

Atatürk'ün gülen resmi

Mustafa Kemal Paşa’nın 1922 yılında ilk defa gülümseyen fotoğrafının çekilmesi;

Mustafa Kemal Paşa 13-23 Haziran 1922 tarihinde Yunan işgal kuvvetlerine yapılacak harekata hazırlık için Kocaeli bölgesine geldi.

Ziyareti sırasında beraberinde bir çok gazeteci bulunuyordu. Paşa’nın yaptığı açıklamaları gazeteciler not alıyor, teftiş sırasında fotoğraflar çekiliyordu. Paşa’nın fotoğraflarını çeken Tıbbiye öğrencisi, Muhterem Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın gazetelerde yayımlanan fotoğraflarının sert ifadelerle çekildiğini düşünüyordu. Oysa Mustafa Kemal Paşa güler yüzlü, neşeli bir mizaca sahipti. Gülümseyen bir fotoğrafı gazetelerde hiç yayınlanmamıştı. 

Mustafa Kemal Paşa teftişe ara verdiği sırada Muhterem Bey ‘‘Paşam fotoğrafınızı çekmeme izin verir misiniz?’’ dedi. Mustafa Kemal Paşa da, ‘’Buyurun çekin’’ dedi. Muhterem Bey daha sonra,“Paşam bütün fotoğraflarınızda sert ifadelerle poz veriyorsunuz. Sizden rica etsem bu fotoğrafta gülümseyebilir misiniz?’’ diye sordu. Paşanın beraberinde bulunanlar genç tıbbiyelinin teklifini münasebetsizlik olarak gördüler. Bir anda buz gibi bir hava esti. Herkes Mustafa Kemal Paşa’ya bakıyor ve bu ciddi olmayan teklife nasıl yanıt vereceğini merak ediyordu. Bu teklif, Paşa’nın çok hoşuna gitmişti.

Mustafa Kemal Paşa gülümseyerek, ‘‘Çocuk doğru söylüyor. Tıbbiyeli bu gencimizin arzusunu yerine getirelim.’ dedi. Ama bir şartı vardı Muhterem Bey’inde fotoğrafta çıkmasını istiyordu. Fotoğraf Etem Bey tarafından çekildi. Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı sırasında cephede çektirdiği ve basında ilk defa yayımlanan gülen fotoğrafı buydu. 

 

Atatürk fotoğrafları, Tarsus

Mustafa Kemal Paşa 18 Mart 1923 ‘ de Tarsus Şelalesinde.

17 Mart 1923, Tarsuslular Paşayı görebilmek için büyük bir coşku ile yolları doldurmuş.Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler kendilerine gösterilen sevgiyi neşeyle selamlarken, birden bir kadın yolunu keser. Üzerinde milis güçlerine ait kıyafetleri ile Paşa’nın ayaklarına kapanır ve gözyaşlarıyla;

– ” Bastığın toprağa kurban olayım Paşam! ” der.

Mustafa Kemal Paşa kadını kaldırmak için eğilirken, kadının Fransızlara karşı savaşan, kurtuluş savaşında bir çok cephede savaşmış “Kara Fatma” lakaplı ” Adile Çavuş ” olduğu kulağına söylenir. Atamızın böyle bir olay karşısında gözleri yaşarır Adile Çavuş’ a minnet dolu bakışlarla;

– ” Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın ” der ve Adile Çavuş ile birlikte yürümeye devam ederler.

Mustafa Kemal Paşa 19 Mart sabahı Konya’ya gitmek için büyük bir kalabalık arasında istasyona gelir. Kendini götürecek olan trenin penceresinden Tarsuslulara el sallayarak şöyle seslenir;
“Tarsuslular! Sizleri, Tarsus’u hayatım boyunca gönlümde taşıyacağım!”

Atatürk fotoğrafları erzurum pasinler depremi

Gazi Mustafa Kemal 30 Eylül 1924 Erzurum.

13 Eylül 1924 Erzurum Pasinler depremi sonrası, Atatürk’e çıktığı Anadolu gezisinde Trabzon’ a doğru giderken deprem haberi telgraf ile gelmiş ve can kayıplarını öğrenince rotasını Erzurum’a doğru çevirmiştir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yol, araç ve demir yolu eksiklikleri sebebiyle ancak 30 Eylül 1924′ te Erzurum’a ulaşılabilmişti. Deprem ile ilgili çalışmalar yapmış, kurulan heyet ile birlikte yıkılan bölgelerde incelemeler yürütmüştür. Atatürk’ün bu ilgisi depremden harap düşmüş bölge halkını umutlandırmış ve neşelendirmişti.

atatürk fotoğrafları erzurum pasinler

Erzurum ve Pasinler’de deprem etkisini yoğun göstermişti. Zarar gören bölge halkıyla görüşmek için Pasinler’e gelen Atatürk, halkın içinde yaşlı bir köylüye:
-”Depremde çok zarar gördün mü, baba ?” diye sordu, ihtiyarın şüphesini görünce tekrar sordu:
-”Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin ?” İhtiyar, Kürt şivesiyle:
-”Valle Padişah bilir!” dedi. Atatürk gülümsedi ve yumuşak bir sesle:
-”Baba, Padişah yok;onları siz kaldırmadınız mı ? Söyle bakalım zararın ne ? ” intiyar tekrar ederek:
-”Padişah bilir!…” Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakama dönerek:
-”Siz daha devrimi yaymamışsınız.”dedi. Bu sırada ortaya atılan tahrirat katibi:
-”Köylere genelge yolladık Paşam.” dedi. Paşa daha da sinirlenerek:
-”Oğlum”dedi,”Genelgeyle devrim olmaz!…”
atatürk orman çiftliği kuruluşu

1925 ilkbaharı Ankara’da Mustafa Kemal, yerli-yabancı birçok tarım uzmanını davet ediyor ve Ankara’da büyük bir çiftlik kurmak istediğini söylüyor.
Uzmanlar endişeleniyorlar. Heyette yer alan bir uzmanın ağzından o anlar:
“Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara’nın çevresinde başta başka tabiat hususiyetleri aramaya lüzum görmemiştik. Sebep, basitti. Kıraç bir bozkırın ortasında bir orta çağ şehri… Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok. Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir?”

Uzmanlar yine de araştırmalarına devam ediyorlar ve bugünkü çiftlik yerini de inceliyorlar ama burasını, ‘tabiatın hiç cömert davranmadığı’ bir yer olarak,
değerlendiriyorlar. Hatta Tarım Bakanlığı uzmanlarından Schmit, “Bu öyle bir teşebbüstür ki, bu elverişsiz koşullarda ya sabır tükenir ya da para” değerlendirmesinde
bulunuyor.

Tetkikler bitiyor ve sonucu  arz ediyorlar. Atatürk, elleriyle bugünkü çiftliğin olduğu yeri işaret ediyor ve soruyor:
– “Burayı gezdiniz mi?”
Uzmanlar, ‘bu yerin, çiftlik kurulması için gerekli vasıflardan hiç birini taşımadığına ve bataklık, çorak, fakir bir yerle karşı karşıyla olduklarını’ dair kanaatlerini bildiriyorlar.
– “İşte istediğiniz yer böyle olmalıdır. Ankara’nın kenarında, hem batak, hem çorak, hem de fena yer. Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip, ıslah edecektir?”
Böylece çiftliğin kurulma çalışmaları başlıyor. İlk etapta merhum Abidin Paşa’nın eşi Faika Hanım’a ait olan arazi üzerinde çalışılıyor. Atatürk’ün bu verimsiz topraklara ederinin üzerinde bir değer biçmesi ve kendi kaynaklarıyla ödeme yapmaya başlaması, kısa sürede Çiftlik arazisinin genişlemesine yol açıyor.
Büyük Önder’in o dönemin modern tarım tekniklerinin ilk örneklerini, çiftliğe aktarmasıyla, o kıraç topraklarda; birkaç yıl içinde müthiş bir değişim yaşanıyor. Hatta mesire yeri olarak halkın ziyaretine dahi açılıyor.
atatürk harf devrimi
1928 Harf Devrimi
Cumhuriyetin 5. yılında devrimler devam etmekte ve hedeflenen çağdaş uygarlık seviyesine doğru ilerlenmekteydi. Atatürk kullanılan Arap abecesinin Türkçe dilinin karakteristiğine uymadığını ve yazımda bir çok sorun ile karşılaşıldığının farkındaydı. Bunun için Türkçe dilinin karakterine uygun abecenin kullanımı hem okur yazarlığı arttıracağını hem de okur yazar olmayan halkın, yazılı olan her kitabı dinselleştirilmesinin, kutsallaştırmasının önüne geçmesini sağlanacağını düşünüyordu.
Mustafa Kemal, yeni abeceyi Dilci İbrahim Necmi Dilmen’den öğrenmiş, 4-5 Ağustos 1928 gecesi Başbakan İsmet İnönü’ye yeni harflerle mektup yazmıştı. 9-10 Ağustos akşamı Sarayburnu’nda düzenlenen bir dinletide Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün yeni harflerle yazdığı açıklamayı yüksek sesle okudu:

            “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.”

Atatürk, aynı gece Sarayburnu’nda halka şunları söylemiştir:

“Bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek… Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz… Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde doksanı bilmezse, bundan insan olanların utanması gerek.”

Atatürk, yazıyı değiştirecek devrimi anlatabilmek için hemen yurt gezilerine başladı. Birçok yerde tahta başında yeni harfleri yazdı, yazdırdı; yeni yazıyı tanıttı, bu yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir